2/3/2009 · Kategori: Genel
Forbes, en zengin 100 Türkü açıkladı.
Listeye göre, bu yıl Türkiye'nin en zengin kişisi, geçen yılın üçüncüsü Hüsnü Özyeğin olurken, geçen yılın birincisi Mehmet Emin Karamehmet ikinciliğe geriledi.
En zengin 100 Türk'ün toplam serveti, geçen yıla oranla ortalama yüzde 49,1 oranında azalarak 56 milyar 165 milyon dolar olarak gerçekleşti. Listedeki ilk on beş kişinin toplam serveti ise 20 milyar 150 milyon dolar oldu.
Listede 46 kişinin sıralamadaki yeri yükselirken, 41 kişinin sıralamadaki yeri geriledi. Listede 6. sırada yer alan Ferit Şahenk yerini korudu. Listeye yeni girenlerin sayısı ise 12 kişi oldu.
Sabancı Holdingden 12 kişi toplam 4 milyar 710 milyon dolar, Koç Holdingden 6 kişi toplam 2 milyar 795 milyon dolar, Doğan Holdingden toplam 6 kişi 1 milyar 680 milyon dolar, Enka İnşaattan toplam 5 kişi 3 milyar 275 milyon dolar, Doğuş Holdingden 3 kişi 2 milyar 700 milyon dolar, Eczacıbaşı Holdingden 2 kişi 1 milyar 600 milyon dolar, Zorlu Holdingden de 3 kişi 2 milyar 350 milyon dolar servet ile listede yer aldı.
2/3/2009 · Kategori: Siyaset
Kahramanmaraş'ta bir esnaf ''darbe planları'' yaptıkları iddiasıyla eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile emekli Orgeneral Çevik Bir hakkında suç duyurusunda bulundu.
Kahramanmaraş Adliyesi önünde açıklamada bulunan Ahmet Bilgili, son günlerde medyada yer alan bazı haber ve belgelerde, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile emekli Orgeneral Çevik Bir'in ''darbe planları'' yaptığı bilgilerinin yer aldığını ifade ederek, söz konusu komutanlar hakkında yasal işlem yapılmasını istedi.
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu ve Cumhuriyet savcılarını göreve çağırdığını dile getiren Bilgili, ''Ben esnafım. Bu kişiler benim verdiğim vergilerle maaş alan insanlar. İnsanları suçlayarak, darbe planları yaparak yatırım yapmama engel olarak, benim gibi binlerce esnafın önünü kesmişlerdir'' dedi.
Söz konusu haberler ve iddialar karşısında psikolojisinin bozulduğunu öne süren Ahmet Bilgili, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile emekli Orgeneral Çevik Bir'in ''darbe planlamak'' suçlamasıyla cezalandırılmaları için yazdığı dilekçeyi, Cumhuriyet Savcılığına verdi.
9/10/2008 · Kategori: Sinema
Önceleri filmler ile aram pek iyi değildi. Hatta bazen 1.5, bazen de 2 ayda bir film alıp izlerdim. Fakat şu an her ne kadar aşırı yoğun bir programa da sahip olsam, haftada 2 film alıp izliyorum. İşte size beğendiğim yapıtlara nasıl farklı bir pencereden bakılırmış onu aktaracağım.
Tüm izlediklerime dönüp baktığımda, bende en çok etkiyi Next bıraktı. Bunun en belli sebebi ise senaryodur. Film arşivinizde bulunması ve iki defa izlenmesi gereken bir eser. Jessica Biel’ın güzelliğinin filme ayrı bir tat kattığını belirtmiş miydim?
Akıl Oyunları gerçek hayattan esinlenerek yazılmış, başarılı bir yapıt. Matematikçi John Nash’i başka bir yüzü ile tanıyacaksınız. Filme en büyük katkıyı ise şüpye yok ki Russell Crowe yapmış. Gerçekten de müthiş bir oyuncu.
Prestij hiç beklemediğim kadar iyi bir filmdi. Şüphe yok ki anlatış biçimi, senaryo ve bağlantılar sizi alıp başka yerlere götürecek. Tam da film bitti derken, yeniden ve tekrar başlayacak. Sonu ise çok iyi oturtulmuş. Beyazperde’den 9.2 alması da gerçekten çok normal.
Hitman fena bir film sayılmaz. Sinemada ilk gördüğümde “Böyle filmlerden hiç hoşlanmıyorum, silah ya da kılıç beni kasıyor” tezim izledikten sonra beni utandırdı. Matrix’i sevdiyseniz, mutlaka bunu da seveceksiniz.
Dövüş Klübü görsel anlamda zayıf, içerik olaraksa çok zengindi. Brad Pitt hayranlarına duyurulur. 1999 yapımı olmasına rağmen diyalogları ve içeriği ile mutlaka sizi etkileyecektir. Google‘a basit bir “Dövüş Klübü Replikleri” demeniz bile size çok şey kazandırabilir.
Film almadan önce buradan o filme bakabilir, hakkında yapılan görüş, eleştiri ve verilen puanlara göre karar verebilirsiniz.
İyi seyirler.
9/10/2008 · Kategori: Genel
Dün 15 vatan evladı acımadan şehit edildi. Şimdi size bir soru soracağım. Söyler misiniz bana, üç kuruşluk adamlarda binlerce liralık silah ve mermiler ne arıyor? İşte bu hesabı bir Allah’ın kulu veremez. Hem verse ne olur ki? Ne en güzel yıllarını Kara Astsubay Meslek Yüksekokulu’nda geçiren Astsubay Çavuş, ne de Uzman Erbaş’lar geri gelir.
Eskiden bana fazla dokunmazdı şehit haberleri. Allah’ın sevdiği kullarmış, gerekirse biz de şehit oluruz der geçerdim. Şimdi yine bu şekilde düşünüyorum ama bu kısırdöngünün varacağı yeri tahmin edebilmek çok güç.
Şimdi de iç savaşın eşiğindeyiz. Bir ilçede doğulu vatandaşlar yaşıyor diye diğerleri baskına gitmiş, olaylar çıkmış. Bakın elin gavuru dediğimiz kişilere! Onlar ışınlanma, kopyalama ve astronomi ile uğraşırken bizim nelerle boğuştuğumuza! Dönüp bir bakın. Ne denli muğlak bir tablo içersinde süslendirilmeye çalışıldığımıza bakın.
Hayat hiçbirimiz için adil değil. Eğer herkes eşit ve hayat adil olsaydı, işte o zaman papazı bulmuştuk. Hesap vermek daha da güçleşecekti. Bu hesabın içersinden çıkmak da öyle. Ne zaman “Keşke hayat adil olsaydı” diyen bir adam görsem, onun gerçekten sorunlu olduğunu düşünürüm.
Herkesin kaf dağı aynı ama bazılarını oraya kartallar bıraktı, bazıları da tırnakları ile geldi. Son anda kürtajdan vazgeçen, frengi hastası bir annenin evladı olan Beethoven için de hayat adil değildi. Yüksekova’da çobanlık yaparken engelli olarak girdiği ÖSS’de Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanan İrfan için de hayat adil değildi.
Ne zaman bir dilenci görsem aklıma hep Anadolu’daki tamirci gelir. Mahallenin tamircisi her işten anlıyor, yapamadığı da tamir işi yok. Şu ana kadar hiçbir problem yok değil mi? Problem şurda başlıyor: Bu adamın elleri ve bacakları yok! Dişlerine sıkıştırdığı tornavida ile her işin üstesinden geliyor ve ekliyor: “Allah’a şükür dişlerim sağlam”
Bu senin hayatın ve anbean sona eriyor.
19/9/2008 · Kategori: Hayat
Bundan 18 yıl önce, Sivas Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı Muammer Kokili’nin telefonu çalar. Arayan babasıdır. “Oğlum, bizim mahallede Hatice teyze var ya, baş ağrısından yerinden kalkamıyor. Berbat durumda, ona yardımcı olur musun?”
Muammer Bey, “Tabiî baba, gelsin muayene ettireyim” der. Telefonu kapattıktan sonra aklı başına gelir, bu sefer o babasını arar. Evlerde telefonların olmadığı zamanlardır. Telefon olan bir evden babasını çağırırlar. Muammer Bey, “Baba, nasıl gelecek?” diye sorar.
Babası, “Vallahi bilmiyorum yavrum” der. Muammer Bey durumu anlar ve “Tamam baba, ben ambulansı gönderiyorum” diye yanıt verir. Yaşlı Hatice teyze hastaneye getirilir ve yapılan araştırmalar sonucunda beyninde ur olduğu tespit edilir. Acil ameliyat gereklidir.
Teyzenin Emekli Sandığı, SSK ya da Bağkur’dan hiçbir sağlık güvencesi yoktur. Parası zaten yoktur. Doktorlar ameliyat olmazsa öleceğini söyler.
Muammer Bey tanıdığı doktorları ayarlar. Durumu anlatır ve yardım ister. Teyze ameliyata alınır, operasyon başarı ile tamamlanır. Teyze taburcu olur, daha sonra ne sesi ne de soluğu çıkar. Aradan iki ay geçer. Muammer Bey’in sekreteri yaşlı bir kadının geldiğini haber verir. Muammer Bey gelmesini söyler.
Teyze bizim Hatice ninedir ve elinde sıkı sıkı bir şey tutmaktadır. Gözleri yerde, serçe kadar eli sıkı sıkı kapalıdır. Sesi titreyerek ağlayıp ağlamama arasında konuşur: “Oğlum, sağ ol. Gücüm ancak buna yetti. Çok sağ ol” der ve odadan kuş gibi süzülürcesine çıkar.
Muammer Bey masanın üzerindeki buruşuk küçük bir gazete kâğıdı ile baş başadır. Kâğıdı merakla açar. Gazetenin içinden o dönem Sivas’ın bakkallarında açık kutuda satılan iki küçük kavrulmuş lokum çıkar. Saatlerce ağlar müdür yardımcısı. O iki küçük kavrulmuş lokum, hayat boyu aldığı en güzel hediyedir. (Süpermen ve Uğur Böceği, Ahmet Şerif İzgören)
Bir teşekkürün küfür sayıldığı milenyumda, Hatice teyzelerden pek yok artık. Onun yerine köpük partilerinde yarılan, Hatice teyzelere moruk diyen ve 6 ay öpüşmezse insanlıktan çıktığını düşünen züppelerdense çok var.